Seni merak ediyorum derli toplu musun? mutlu musun?
|| Alıntı || etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
|| Alıntı || etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2011 Pazar

Olsun





Çaresiz içimde ki çocuk
Bir günah gibi hep suçlu
Senin hala ellerin soğuk
Ve yağmurlu

İçimde her gün ölen umutlar var

Olsun..
Zaten aşklar hep böyle

Sana bi söz yazdım bugün,
Yolladım rüzgarla
İçinde göz yaşı vardı
Küçücük bir kad
ınla




Gözyasi
Halil Sezai Paracıkoğlu - Olsun

12 Kasım 2010 Cuma

K.I


Biliyorsun değil mi ? , Seni benden sormayacaklar,
Nikah düşmeyecek ikimize,
Zina sayılacak, aklıma her düşüşün,
Tenlerimiz helalleşmişti oysa...

Küçük İskender


Gözyasi

29 Ekim 2010 Cuma

Son verildi

Sonsuz bir ucurumun basindayim sanki
Hic bitmeyen bir gecenin kör bir saati
Karanligin icinde görüyorum onu
Gidisini görüyorum
Kokusunu duyuyorum
Giderek uzaklassada benden
Kokusu kaliyor biryerlerde
Gitme (...) diyorum fayda etmiyor
O gidiyor kokusu kaliyor
O gitmeden ben gitmeliyim diyorum
Ben gitmeliyim biryerlere

(Alinti)
Gözyasi

19 Ağustos 2010 Perşembe

Kilic Günü

Cocukluk aski derlerdi. Hala var mi öyle birsey? Hep ayni dereye düserdi, iterdim öyle. Sonra o yanagindaki yosunlarla kalkar bana gülümserdi. Cok severdim onun halini. Yapisikmisiz da ayri kaldigmizda bizi bir kagit gibi yirtarlardi sanki.

Birkeresinde bizim eve girmisti. Kac yasindaydik? 'Buzdolabi bile sizin evden daha sicak' dedi bana. Öyleydi de zaten, mezar gibi. Simdi, simdide pek farkli sayilmaz, Dogudum, büyüdüm, benim olmayan hersey ondaydi, Onu ben cok sevdim. Dandik bir yesil cam filmi demisti birkeresinde birisi. Olsun dedim, en sevdigim film o. Öyle saf, temiz, el degmemis birsey.

Onun evli oldugunu bilmiyor muyum? Hayir, biliyorum. Benden gizledi mi? Hayir! Ne mi düsünüyorum? Düsünmüyorum! Düsünmüyorum tamam?

Hem birdakika neyi düsünmeliyim? Neyi kafaya takmaliyim? Nisan tasi butiklerdeki gecen dedikodulari mi. Yoksa medeni kanunun bilmem kacinci maddesini mi? Intikam, ihtiras, özgürlük, sahiplik! Benim kafaya takacak daha iyi sorunsallarim var. Down sendromlu diye bes yasinda surtina yastik basilarak bir kiz cocugunun ölümüne ne dersin? Dünya ne sekilde ve nereye dönüyor olursa olsun, O istese bile ben ondan vazgececek degilim.


Kilic Günü



Dizi güzel midir degil midir hicbir fikrim yok. Sadece bu tanitim fragmani cok hosuma gitti. Kadinin oyunculugunu begendim. Paylastim.

Gözyasi

12 Ağustos 2010 Perşembe

Ayiplanan Günah

Sana sadece uzaktan bakıyor olmak,
Ölen bir yakınını karşında görüp, ona dokunamamak!

Kimseye anlatamayacağım kadar özel,
Anlatsam herkesin ayıplayacağı bir günahsın sen.
...Durmam gereken bir kırmızı ışık,
Yüzleşmek için can attığım geçmişimsin şimdilerde işte sen…

6 Ağustos 2010 Cuma

Koparilan cicekler

Iyiki vaaaaarsiiiiiiin

iyikii sevmisiiiiiiiimm seniiii

hem aldiiiiiin

hem caldiiiiiiin

helal helal sanaaaaaaa

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Aci veriyor

Duygusuz. Anısız, geçmişsiz bir oda... Burada ona ait hiçbir şey yok... Yaşadığım her şeyi unutmak isterdim... Ne zaman geldim ben buraya?... Hatırlamıyorum... Hatırlamamak ne kadar güzel bir şey... Kızgın güneş pencerelerden içeri hırçın bir şekilde sızıyor... Yataktan hiç kalkmak istemiyorum... Açık pencereden sokakta oynayan çocukların sesleri geliyor... Onlarda büyüyecek, onlarda benim de yaşayacağım şeyleri yaşayacak... Belkide yaşamazlar. Dingin, huzurlu bir hayatı seçerler... Alışkanlıklarına bağlanırlar sımsıkı...Her akşam eşleriyle kapılarının önüne koydukları masalarında akşam yemeklerini yerler. Arzularına kapılmazlar... Sınırlarını bilirler... Evlerinden fazla uzaklaşmazlar. Kaderlerine razı olurlar... Öyle olurlarsa büyüdüklerinde, benim gibilerini görüp tanıdıklarında yadırgarlar; uzak, çekingen bakışlarla bakarlar...

Ben hiç sınırlarımı bilmedim çünkü... Yaz akşamları sokak aralarında, evlerinin önünde basit, küçük masalarında akşam yemeklerini yiyen ailelere özenmedim... Hatta onları görünce içim sıkıldı. Daracık, küçük, kasvetli hayatlardan hep uzaklarda olma istedim... Aile sohbetleri hep içimi boğdu... Ben hep evden kaçan çocukları sevdim... Bunalan, daralan... Tutkularının peşinden giden insanları... Sıkılan insanları sevdim... Yetinmezleri...

Çocukken, çok ufakken yaralandım ben... Hoşuma gitti böylesi. Çok acı çeksemde... İyi ki mutsuz bir ailede büyümüşüm derim hep... İyi ki çocukluğum mutsuzluklar içinde geçmiş... Çünkü bağlandığım şeyleri kolay kolay bırakmam ben... Mutlu ama küçük aile sohbetlerine, yaz günleri kapı önlerine konan masalarda yenen akşam yemeklerine, basit dedikodulara, küçük, gündelik hırslara bağlansaydım belki de hiç ayrılmak, kopmak istemezdim onlardan... Sıkıntıdan patlasaydım bile bırakamazdım... Çok bunaldığımda bir iki hisli şarkı söyler, bir iki duble rakı fazladan içer, sıkıntımı yersiz bulur; buldun da bunuyorsun, haddini bil, otur oturduğun yerde, bak ne güzel, her akşam evine gelen sevgi dolu bir kocan, bacaklarına sarılan şirin çocukların var, bela arama der, otururdum oturduğum yerde; hiç öyle olmasa, öyle hissetmesem bile, ne kadar mutluyum, hayat ne kadar güzel ve eğlenceli bir yer, derdim... Kendime sürekli iyi ve olumlu telkinler verirdim... Hayat böyle geçip giderdi... İyi de olurdu... Her şeyi olduğu gibi kabul eder,haddimi bilirdim...

Sahi ben Niye bu kadar içtim? Neden kendime bu kadar zarar veriyorum?

Ah şu beynimi bir durdurabilsem... Şu yataktan bir kalkabilsem, gidip soğuk suyun altına girip başımı soğuk suya tutup bana acı veren tüm geçmişimden kurtulabilsem diye düşünüyorum...

Gidip televizyonu açıyorum... Rasgele bir kanal çıkıyor. Dolaptan bir şişe soğuk su alıp kana kana içmeye başlıyorum... Akşam
  kimsenin kalbini kırıp kırmadığımı düşünüyorum su içerken... Son günlerde iyiden iyiye hırçınlaşıp, alınganlaştım çünkü... Herkesin benimle uğraştığını düşünüyorum. Oysa yok öyle bir şey. İnsanlar kendilerini yaşıyorlar... Çevremdeki insanlar öyle yalnız ve öyle kırgınlar ki... Hepsinin beklentileri çok büyük, oysa hayat öyle küçük ve öyle imkansızlıklarla dolu ki, herkes koşup koşup hayallerinin, beklentilerinin duvarına çarpıyor...

Kalkmak gerek... Son günlerde niye böyle oldum ben? Nerede benim o eski coşkularım? Nerede o içi içine sığmayan insan? İçimdeki büyüyü yitirdim sanki... O büyü olmadan hiçbir şeyin tadı yok sanki... Bir arkadaşım söylemişti, yirmi yaşında o büyü bitiyormuş insanda... Geriye salt, kuru gerçekler, anlamsız tekrarlar kalıyormuş... Ne ilgisi var, bir yıl önce, bir yıl bile değil, daha birkaç ay önce içimdeki bana sonsuz gibi gelen bir büyüyle bakıyordum hayata....

Rasgele açtığım kanalda Zara'nın sesini duyuyorum. Çok eski bir şarkıyı dokunaklı bir şekilde söylüyor...Birden derin bir sancıyla sarsılıyorum. Her taraftan kirli kan sızıyor bu duygusuz odaya... Bay
 A'nın bir sıtma nöbeti gibi kaplıyor içimi... Nereden açtım şimdi ben bu televizyonu?... Kurtulamayacağım ben bu adamdan... İçimden hiç çıkmıyor ki zaten... Yatağın içinde kıvranıp duruyorum... Yumruğumu sıkıyorum, ellerimi ısırıyorum... Tahammül edilemez bir acı bu... Neden burada, neden yanımda değil?.. Neden yürümedi ilişkimiz?... Soruların sonu gelmiyor... Olmayacak bir şey için neden bu kadar acı çekiyorum... Defalarca denedik... Koptuk, birleştik... Yeniden koptuk... Yapamadık. Dünyanın en büyük acılarını çektirdik birbirimize... Peki neden unutamıyorum onu?... Neden bir başkasına aşık olamıyorum? Onu kafamdan atamazsam kimseye bağlanamam ki... Peki neyin bedelini ödüyorum ben? Kime haksızlık ettim, kimi incittim de böylesine sonu gelmez bir acı çekiyorum? Ödenmedi mi diyetim, bitmedi mi çilem?...
Şuan nerede acaba? Kimle beraber? Benim hissettiklerimi oda hissediyor mu acaba?Neden onu hep başkasıyla sevişirken düşünüyorum? Çok derinlerde yatan bir acı duyuyorum onu düşündüğümde... Ayrıca başkasıyla sevişmesinden çok, ona sarılıp uyuması bana daha çok acı veriyor. Başını onun omzuna koyması, onu koklaması, saçını okşaması...

Tanrım nereden tanıdım bu adamı ben? Şeytan diyor, git evine, kır kapısını, avazın çıktığı kadar bağır, yeter de, yeter benimle oynadığın, ne istiyorsun benden de... Sars omuzlarından, canını acıt, göster ona ne kadar kararlı olduğunu, ürksün senden, şaşırsın, toparlasın kendini... Ama yapamam ki böyle şeyleri ben... Kıyamam ne ona, nede yaşadıklarımıza... Ben en fazla böyle kendimi yer bitirir, dururum. Bir şarkı duyduğumda içim ürperir, ellerimi ısırıp bedenime zarar vermek isterim. Bir sıtma nöbetine tutulmuş gibi, bütün ömrümle birlikte titreyip dururum... Bu ayrılığın bütün suçunu kendimden bilir, onun varlığında bütün terk edilişlerimi aynı anda yaşarım...


İşte en çok böyle zamanlarda o sokak aralarına, ev önlerine konan aile sofralarına özeniyorum. Eşlerini bekleyen kadınlara, ellerinde dolu filelerle evlerinin yolunu tutan aile babalarına... Babalarını ta sokağın başında karşılayıp, bana ne aldın? diye onların ellerine sarılan güleç yüzlü çocuklara... Küçük, ama sağlam mutluluklara... Yoldan çıkmayan, haddini bilen insanlara... Tutkusuz yaşayıp, hayattan çok az şey bekleyenlere...

Ama artık benim için çok geç... Kimse bir başkası olamaz... Yanlış bir hayat doğru yaşanmaz...

Gelirse her akşam yolunu gözlerim inan...
 Gelirse birlikte yaşanınca sevgi tükenmez, çoğalıp artar...
Gelirse ben hep onu severim...
 Yaz akşamları sokak arasındaki evimizin önüne masamızı kurar, çocuklarınızla baş başa yemeğimizi yer
 iyi ki varız, iyi ki yaşıyoruz, deriz...
 İçimiz sıkılınca, bir iki duble fazladan içer, bir iki hisli şarkı daha söyleriz... Elimizdekilerle yetinir
 haddimizi biliriz...














20 Temmuz 2010 Salı

Ahmed Arif


Dün gece uzun uzun
Seni andım ağladım.
Sonu yok yolumuzun
Ona yandım ağladım.

Kim bilir acımızı
Bu yasak aşkımızı
O eski şarkımızı
Çaldım-çaldım ağladım! ..

Dolaştım sokaklarda
Ağaran şafaklarda
Seni senden uzakta
Sardım sardım ağladım

İmrendim sevenlere
Sarılıp gidenlere
Elele gezenlere
Baktım baktım ağladım

Benimsin bende değil
Ellerim sende değil
Yanmamak elde değil
Yandım yandım ağladım.

Tuza bastım yaramı
Aşkla açtım aramı
Sensiz son sigaramı
Yaktım yaktım ağladım.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Uzaklar

Herkesin
olduğu ama kimsenin sana sen diye bakmadığı bir yere gidelim,
Bin kez
öp dudaklarımdan kurutma,
Bir daha gidelim,
Ne olacaksa orada olsun,

Uzakta olsun...
O güneş istediği yerden doğsun,
Gözlerine batsın, Al beni
gidelim...
Her gece bir yıldız seçelim,
Ayılana kadar içelim






Ceyhun Yılmaz










Gözyasi

4 Temmuz 2010 Pazar

Özdemir Asaf // Gitmeni Anlarim









Hayır sus !
Gitmeni anlarım ama sus !
Bahanelerini cüzdanına kaldır !
‘Gitmek zorundayım’la başlayan cümlelerini ağzının içine topla...
Küçükken öğrenememişsin,
Ağzında yalan varken konuşma !..













Gözyasi

30 Haziran 2010 Çarşamba

Dert

Herkesin bir derdi var.
Her derdin bir acısı.
Acılarım katlanılmaz değil ama, birde tuz basanı var.
Her aşkın bir hasreti var, her hasretin bir çilesi.
çilem çekilmez değil ama birde çektireni var.
Her aşığın bir sözü var.
Her sözün bir söyleteni var söyleyecek çok şeyim var ama Birde susturanı var:
SUSTUM..! SUSKUNLUĞUM, SUSTURANA ARMAĞAN OLSUN...













21 Haziran 2010 Pazartesi

Gözler beraber ağlar

Babam bir gün yazı yazdırıyordu.
-Gözyaşı dedi.
Ben de,
-Baba gözyaşı ayrı mı yazılır ? dedim.
Babam,
-Hiç göz yaştan ayrılır mı ? dedi.





15 Haziran 2010 Salı

Özdemir Asaf // Lavinia




Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim,
Sen de bilme Lavinia...


Özdemir Asaf










Gözyasi

14 Haziran 2010 Pazartesi

Ceyhun Yilmaz |G|






Yalnizim merak etme. Yeni bir "memnun oldum" ziyan etmemek icin, tanismadim kimseyle



Ceyhun Yilmaz



Gözyasi

13 Haziran 2010 Pazar

Akıl Gözü Özdemir Asaf


..
Seni bulmaktan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu biriktirmek değil de,
Sana hep, hep yeniden başlamak isterim...



Özdemir Asaf



Gözyasi

12 Haziran 2010 Cumartesi

Seni özlemek


Güzel şey seni sevmek
Durup durup gözlerine alışmak gibi bir şey
Sorup sorup seni algılamak gibidir bir de
Bir yazgısı var seni sevmenin
Seni sevmek çok da derin bir şeydir hani
Yutkunamamak bazen özlerken seni...

Cok degerli bir arkadasima ait bir siir // Mehmet ÜNLÜDERE


Gözyasi


3 Haziran 2010 Perşembe

Ask'a Ve Umuda Bir Mezartasi

Seviyorsun. Neye göre? Ölçün ve nedenin ne?
Neden O'nu değil de beni? Paylaşmak mı talan mı;
Herkes bir başkasında 'kendini' mi seviyor biraz?
Sorular ve kuşkular arasında geçip gidiyor Hayat.

"Seni kendime istiyorum! Seni kendime ayırdım!"
Aşk'ın ve sevişmenin bu mu -yoksa- anlamı?
Sonunda her şeyin gelip dayandığı
Hormonal bir salgı mı? Ve geçip gidiyor Hayat.

Birer soru işareti olarak yaşadık ve gidiyoruz
Kendimiz, birbirimiz ve birçok şey için;
Yazısız bir taş istiyorum, sen de isteyebilirsin
Bütün acılarımız, yağmalanmalarımız için.

Kesinlikle bir ozan'ım ben. Kesinlikle bir AŞK'sın;
Kimler için, hangi zamanlar için olursa olsun-
Sen önsözünü yazarken, sonsözümü yazıyorum ben;
-Hayat nasılsa 'aramızı' dolduracak!-




Fikret Demirdag



Gözyasi

27 Mayıs 2010 Perşembe

Gönül

Bunca yıl herkesten kaçtın 
En sonunda buldum sandın 
Ansızın içini açtın 
Yapma dedim yaptın gönül  
Gözleri senden uzaktı 
Fark edilmez bir tuzaktı 
Sana böylesi yasaktı 
Yapma dedim yaptın gönül

25 Mayıs 2010 Salı

w.shakespeare

Heyhat! Ben de zaman denen zorbanın korkusuyla,
'En çok şimdi seviyorum seni,' diyemez miyim;
Aşkımdan kuşku duymadığım, en emin olduğumda,
Geleceği unutup, o güne taç giydiremez miyim.
Aşk bir bebek olduğuna göre,
hayır, bunu diyemem,
Büyümesini sürdüren şeyi,
büyümüş gibi göremem.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Uzakken yakin |G|

Aşk kadar kolay değildi hikâyemden çıkan hisler. Bir ileri, bir geri savurdu bedenimi yıllarca. Onsuz olmak, onunla olmaktan çok daha güzeldi. Ne de olsa aşk dediğin, şu yüklediğimiz anlamlardan ibaretti. Belki onu gerçekten tanımış olsam bu kadar sevemezdim. Pinokyo'mdu o benim. Görüntüsünü bulup, içerisine bir ruh yerleştirdiğim… Herkesten ve her şeyden en kolay kaçtığım yerimdi benim. Ne gereksiz hırslara, ne de anlamsız egolarıma karıştırdım onu. Olduğu gibi sevdim, olduğu kadar tattım. O beni sevdi mi diye çok fazla düşünmedim. Benim onu sevmemle, onun sevgisinin ne alakası olabilirdi?

O benim sonsuzluğum, ben ise onun için hiç bilemediği biri olmuştum. Sesimi duyuramadım, boğuldum. Sevgimi paylaşamadım, yoruldum. Aşkla beslenip, her seferinde ondan doğru doğdum. Aşkla büyüdüm ve sonunda yoğruldum. Eksileceğim korkusuyla adım atarken çoğaldım. Bu kadar sevebilmenin cesaretiyle ben “ben” oldum. Bir şey gördüm onun gözlerinde. Çok sıcak, tanıdık, aşktan ve varoluştan. Hiç inanmadım biteceğine. Bunu her nefeste dile getirmekten korkmadım. Benim aşkım o olduğu sürece değil, ben var olduğumca vardı… Anlamadı! Seni seviyorum demekle, yanında durmakla aşk olur sandı. Bana bir gün inanmadı, benim sevme tarzıma alışamadı.